Konukseverlik nedir?

Bu ülkede yaşayan her bireyin yakından tanıdığı kavramlardan birisi de şüphesiz konukseverliktir. Toplumumuzda misafirlik yer edinmiş gerçek bir kültür öğesidir. Geçmişten günümüze kadar aileler başka insanları misafir ettikleri gibi kendileri de misafir olmuşlardır.

Eski türk beyliklerinde bir beyin ne kadar kudretli olduğu ağırladığı misafirlerden belli olurdu. Öyle ki bir beye ne kadar çok misafir gelirse ve devlet adamlarını ağırlarsa onun beyliği kudretli olurdu. Aynı şekilde her aile bu şekilde temsil edilirdi.

Konukseverlik: Ev sahibi tarafından yoldan veya ziyarete gelen kişi / kişilerin çeşitli ikramlar, kalacak yer ve ihtiyaçlarının karşılanması suretiyle yapılan ağırlama işlemidir.

misafir

Toplumsal açıdan değerlendirildiğinde bir ailenin konuklarını ağırlamak için hazırlıklar yapması, evini temizlemesi yer edinmiş bir alışkanlıktır. Türkiye’de yaşayan her aile ve özellikle Anadolu bölgesinde bu kültür çok değerlidir.

Bu davranış sadece kültürümüz için değil aynı zamanda islam dinine inanan kişiler içinde geçerlidir. Dinimizin gereği evlerimize gelen misafirleri ağırlamak çok önemlidir. Hatta aşağıda yer alan ayet bunu en güzel şekilde açıklar;

Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden kimse misafirine ikrâm etsin

Hatta Hz. Muhammed gelen misafirler ile ilgili şöyle bir söz söylemiştir;

“Makbul olduğunda şüphe bulunmayan üç duâ vardır:

Mazlumun duâsı; misafirin duâsı; babanın çocuğuna duâsı.”

Geçmişten günümüze kadar devletimizde ve milletimizde konukseverlik yer almıştır. Öyle ki Osmanlı ve daha önceki türk devletleri yol kenarlarına, şehirlere her zaman hanlar inşa etmişlerdir. Bu hanlardan yoldan gelenler ücretiyle veya durumu yoksa devlet ikramıyla yararlanabiliyordu.

Konukseverliğin kısaca din ve toplum kültürü açısından ne kadar önemli olduğunu öğrendik.

(3) Yorum

  1. Bir ailenin evine gelen ziyaretçileri ikramlar ve ihtiyaçları ile ağırlamasına konukseverlik denir. Türk toplumunda en değerli kültür öğelerinden birisidir. Konuklarımızı en iyi şekilde ağırlamak, onlara güleryüz göstermek bizim öncelikli hedefimizdir.

    Geçmişten günümüze kadar bu coğrafyada yaşayan insanlar konuksever olmuşlardır. Bunun en güzel göstergesi han ve hamamlardır. Yolcuların ve ziyaretçilerin ağırlanması için yapılmış bu yapılar en büyük delillerdir.

  2. Evet islam dininde bu uygulamanın ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Bu topraklarda yaşayan türk beylikleri islami inanışları gereği yol üzerlerine hanlar inşa ederek onları ağırlamışlardır. Eski insanlar daha fazla önem vermişler.

    Günümüzde ne yazık ki konuk olma durumu çok fazla azaldı. Eskiden daha fazla ziyaret ediliyordu ama şimdi çokta mümkün olmuyor. Çünkü bireyler çalışmanın ve evde vakit geçirmenin kölesi olmuşlardır.

  3. Anadolu’nun geleneksel konukseverliği dillere destandır. Ne var ki, bu konukseverlik önce kahveden başlar. Sizi bir acı kahve içmeye çağıran dostunuza neden “acı kahve” diyemezsiniz. Bu acılıkta, yıllar yılı sürecek bir tatlılık, yakın bir dostluk vardır. Bu yüzden Anadolu’da “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır!” sözü, her yerde, her zaman söylenir durur.

    Tarihçilerin verdiği bilgilere göre, kahve ilk olarak 16’ncı yüzyılda Osmanlı Devleti’ne girmiş ve Anadolu’ya yayılmıştır. (…) Kahve, Kanuni Sultan Süleyman devrinde, Yemen’den ilkin İstanbul’a getirilmiş ve içilmiştir. Daha sonraları tüccarlar eliyle Avrupa’ya ve Anadolu’ya yayılmıştır. (…)

    Kahve İstanbul’un ve Anadolu’nun günlük hayatına girmiş, ekmek gibi, su gibi ihtiyaç maddeleri arasında yer almıştır. İstanbul’da açılan yazlık ve kışlık kahvehaneler, bu kahvehanelerde kahve gelenek ve görenekleri, yerli ve yabancı pek çok yazara konu olmuştur.

    Gerçekten de usta ellerde özene bezene pişirilen kahvelerimizin şöhreti dünyaya yayılmış pirinç cezvelerde pişirilerek, kulpsuz “kallavi” fincanlarda içilen, sadesinden çok şekerlisine, türüm türüm kokan,buram buram tüten kahveler “Türk kahvesi” adıyla dünyanın her yerinde aranır olmuştur.

    Bugün de eş dost ziyaretinde ikramın başını çeken kahve, öyle gelişigüzel pişirilmez, pişirilirse konuğa saygısızlık sayılır. (…) Aslında kahve eş dost arkadaşın sohbetine kapı açar, daha doğrusu sohbetin önsözü olurdu. Kahvenin bir “bahane”, istenilenin dostlarla sohbet etmek olduğunu ifade eden şu beyit dillerden düşmezdi:

    Gönül ne kahve ister, ne kahvehane
    Gönül sohbet ister, kahve bahane.

    Sıkıntılı günlerinde yanına uğramayan iyi gün dostlarına bir şairin şu çağrısı ne kadar anlamlıdır:
    Kahvelerim pişti gel,
    Köpükleri taştı gel,
    İyi günün dostları
    Kötü günüm geçti gel.

    İçilen bir fincan acı kahve ama kırk yıl hatırı var. İçenler, hatır saymasını,gönül almasını bilenler için… Kahvenin yüzü kara, kim demiş ki içilmez Gönlü ak, dili tatlı hatırından geçilmez. Anadolu’da konukseverliğin başını kahve çeker demiştik.

    Gerçekten öyle. Konuk olduğunuz köy ve kasabalarda bir kahve içirmeden sizi bırakmazlar. (…) Yolunuz bu töreyi sürdüren bir Anadolu köyüne düşerse sakın ola ikramları geri çevirmeyiniz. Anadolu’nun gönlü incinir, bu gönül sizinledir.

Yorum Yapın

Unutmayın! Ödeve katkı sağlayacak yorumlar yapmalısınız.